Tavan Arasındaki Hayaller

Nasıl başlayacağımı bilmiyorum.
Bilmiyorum…
Tavan arasında hayaller saklıyorum
ve ölü bir okyanusun içindeyim.
Nefes alamıyorum, solungaçlarımı arıyorum.
Derin bir psikolojideyim ve kahvemi yine yarım bırakıyorum.
Ölüp ölüp dirilmeyi,
bu gece olmasa da… Emin ol ki yarın bırakıyorum.
Ameliyat masasında terk edilmiş gibiyim.
Kalkamıyorum…
Ne yalan söyleyeyim?
Hiç yalan söyleyesim yok.
Bu gece…
Aklımın caddelerinde ıslık çalarak ilerliyorum.
Sonra seni görüyorum.
Yaklaşıp kulağıma “Korkma… Her şey bitecek…” diyorsun.
Ama sen,
herkeste bir parçasın.
Biri parfümünü kullanıyor.
Başka birisi en sevdiğim giysini giymiş! Tanrım!
Çıldıracağım!
Başka biriyle saç renkleriniz aynı, tonları bile!
Hatta birisiyle aynı gülüşe sahipsin. Buna inanabiliyor musun?
Başkasında bileklerinin naifliği var.
Kimseyle göz göze gelmeden yürümenin yorgunluğunu al üstümden.
Sesin hariç,
gözlerini bile kopyalamış olmalılar.
Dağılmışsın…
İnsanlar komik değil mi?
Sessizce çığlık atıp litrelerce ağlamalıyım.
Yine özgür olduğumu sanıp
düzinelerce insana seni anlatmalıyım.
Belki de binlerce kâbus görüp
en güzelini sana anlatmalıyım.
En sınırsız ama en imkânsız hayalleri kurup
hiçbirini yaşamamalıyım.
Her şeyin bir masal olduğunu düşünerek…
Ama senin hayalini binlerce yıl usanmadan kurmak için
sadece bir dakikalığına dönüp sana yine bakmalıyım.
Kül tablosunu son kez boşaltıp
seni
birkaç
dakikalığına
unutmalıyım.