Bir Paranoid ve Tanrı Sohbetleri II

Tanrım,
uzun zamandır içimden konuşmuyorum.
Ne yazacağımı merak etmeni istiyordum.
Bu gece yüz hatlarım yastığıma sindi.
Yatağım soğuk ve bir yıldızı izleyerek uyuyakalmayı bekliyorum.
Göz kapaklarımı kandırıp
rüyalara dokunmayı öğrenmeye ihtiyacım var.
Tanrım,
ruhumdaki dikişlerin koptuğunu gördüğünü biliyorum.
Tanıdığın en iyi terzi “geçmişim” mi?
Kopan dikişler yavaşça yere düşüyor. Sence de o parçalar, unuttuğumun işareti mi?
Sonra bir duvara gizlenmiş aynalarda ölüme rastlıyorum.
Neden bu duyguları özüme yasaklıyorsun?
Neden bu soruları cehenneme saklıyorsun?
Açık konuşalım.
Sigaramı söndürüyorum.
“Mutluyum, sanki bunları yaşamayı ben seçmişim gibi.”
Tanrım,
eskiden, cennetinin ilgimi çekemeyeceği için onu yarattığını düşünürdüm.
Şimdi onu yok ettiğine göre
cennetine rötuş yapmalıyız.
Onun omuzlarından kumsallar yarat; oradan gökyüzü inanılmazdır.
Gözlerinden gökyüzleri yarat… Baktığımda bunun için doğduğumu hissetmeliyim.
Saçlarından kaybolacağım ormanlar istiyorum.
Dudaklarından okyanuslar yarat… Boğulana kadar yüzeceğim, en dibe ineceğim.
Göğüs kıvrımlarından köprüler istiyorum; tam ortasına oturup ağlayacağım.
Ellerinden bir ayna yarat… Her sabah bakacağım.
İşte o zaman
ölene kadar iyi bir insan olacağım.
Hiç aradığın şeye aslında sahip olduğunu fark ettiğin oldu mu?
Sahip olduğun şeyi aramak istediğin?
Hiç bekledin mi her şeyi unutturacak sarhoşluğu?
Hiç gittin mi sen, daha önce hiç bulunmadığın bir yerden?
Sorguya çekemeyeceğin kadar yorgunum.
Kararsız ve durgunum.
Işığın, karanlık ruhumun kanını emiyor;
bu sahtelikler kanımı emiyor.
Tanrım,
saklanmak… Sanki çıplakmışım gibi.
Konuşmaktan kaçınmak… Her ses çığlıkmış gibi.
Oysa
her şeyi anlatıyor bir göz kaçırışı, değil mi?
Her şeyi mahvediyor bir göz kaçırışı, değil mi?
“Cinnete ramak kala” ruh hâliyle gülümseyerek
tanımadığın bir karanlığı içine çekmek,
tanıdığın en güzel yalanı terk etmek…
Acıtır
içinde çoktan kopması gereken bir parçayı.
Evet,
her parçayı ruhumdan sallandırdım.
Bu parçaları takip ettiğinde evimi bulacaksın.
Tanrım,
bilirsin,
çok sessizim.
Hiç kimseyim ve hiç kimsesizim.
Şimdi içimdeki Şeytan’ın sesi.
Karanlık ile yalnızlığın ensestiyim.
Benimle gurur duy!
Tanrım,
yaratmanın en güzel yanı, yok etme hakkı mıdır?
Bu sadece sana yakışıyor.
Ben genelde güzel hislerin mimarı olduğumda
sırtımı dönüp gidiyorum.
Sana benzemiyorum.
“Sigara boğazımı kanatıyor.
Atmosfer ciğerlerimi parçalıyor, kanser olmam için sabırsızlanıyor.
Gökyüzü gözlerimi acıtıyor, göz altlarıma sığınıyorum.
Yağmur saçlarımı döküyor.
Okyanuslar beni çağırıyor, derine inmekten bahsediyor.
Sokak lambaları beni görmezden geliyor.
İlaçlar iyi hissettirmiyor, daha çok kullanmam gerekiyormuş.
Ve rüzgâr beni uçurumlara davet ediyor…
Onlara beni anlatmalısın.
Benimle uğraşmamalılar.”