PARANOID

hiç kimse izlemiyormuş gibi yaşa, hiç kimse yokmuş gibi sev

date-2211338_960_720

yalan

28 Kasım 2019

Bazen sadece dinliyorum, insanların hikayelerini, geçmişlerini, düşüncelerini ve yalanlarını. Bazen de hiç konuşmadan dinliyorum çünkü yalanların olduğu bi masada düşüncelerim dışarı çıkmazlar. Onları ikna edemezsiniz. Zihnimin içine kendilerini kilitler. Oldukça egoistirler.

İşte yine o masadayım.
ve sürekli yalan dinliyorum, kayıtsızım.
parmaklarını sırasıyla masaya vuruyordu ve bir ses dalgası gibi gözüküyordu elinin ritmik hareketleri, her vuruşunda çıkan o gürültü aşığı dolgun tahta sesi aklımın içindeki cehennemlerde siren etkisi yaratıyordu. ve bu alarmı duyan hastalıklı düşüncelerim uyanıyordu.
O, başına gelenleri hak ettiğini asla kabul etmeyeceğinden onu uyarmaya hali yoktu yüzümdeki rütbeleri sökük maskelerimin.
Gururunu vücut diline zırh gibi giymek istediğinden gözlerini hiç ilgisini çekmese de tablolara iliştiriyordu. Bu sayede pek az göz göze gelebiliyorduk.
Gözlerimiz de zaten başrol olmak istemiyordu bu masada. Gözlerimizin saklanışları komik bir hâl almaya başlamıştı.
Bu sahte kaçışlara hep aşıktım!
Tablolardaki görüntünün yüzümden daha hoş geldiğini hissettirmeye çalışmasının bende kabul görme ihtimali garsonların hakkımızda yaptığı dedikoduların doğru çıkma ihtimalinden daha fazla değildi.
Çünkü benim hiçbir hikayem sıradan ve tahmin edilebilir değildi. ve onlarca farklı insanla, onca farklı bir bir zaman diliminde hikayelerim vardı. sonsuza dek zihnimde yaşadığını unutmak üzere olduğum ama hiç unutmadığım.
Eros’un bir gün kafası karışsaydı ve menzilinde beni görseydi, eros bile mantığını seçerdi.  Aşk’ın kurallarını bozduğum çok normaldi. Ütopyamda aşk yoktu. daha derini, daha farklısı ve daha kutsalı vardı.
Bu yüzden hikayelerim, ütopyamın debmirbaşlarıydı. Onlarsız ben olamazdım ve ben onların tanrısıydım.
Ama tüm hikayelerim basit bir inanışla başlardı. Neye inandığımın hiçbir önemi olamazdı çünkü dünya ve insanlar gereksizdi. Simgeler ve duygular vardı.
Tek gerçek; ütopyamdı.
Kendimi inanacak bişeylere ikna etme aşamasına gelene kadar sarhoş, inançsız ve yarı-ölü gibi hissederdim.  İlgi gereksizdi ve altı boş sevgileri elimin tersiyle itmek karakterimin rutiniydi.
Birisinde, birşeyde inanacak bişeyler bulduğumda, neye inandığım umrumda bile olmazdı. O şey için her şeyi yapar, her yere gider, herkesi yok ederdim. Harikalar yaratırdım. O şeye inandığım anda bir çok kişinin hayatını değiştirir, iz bırakır ve farklı noktaya sürükleyebilirdim.
kendimi geçici süreliğine cehenneme kilitlerdim.
geçici süreliğine.

 

Bunun dışındaki zamanım sorgulamak ve boşluğa gitmek arasında gidip geliyordu.
Ama inandığımın bir yalan olduğunu gördüğümde asıl problemim gözlerimle olurdu. Gözlerimle kavga ederdim çünkü onlara bir daha güvenemezdim.
farklı gördüğü için,
bana inandırdıkları için..

“…..
söylediklerim doğru, bundan şüphen yok değil mi?
bana inanıyorsun değil mi? “

Kalplerimiz fay hatlarından oluşmuştur. ve bu fay hatlarını sadece hayal kırıklığına uğradığımız zaman kırılırdı. Ama en derin fay hatları, aptal yerine konulduğunda kırılırdı.
ve şu an o derin fay hatlarından birisi kırıldı.
Şu an büyük bir yalanla karşı karşıyayım. Tanrım!

Yalanın dudaklarından çıktığı andan itibaren onu inceliyorum. Göz kapaklarının titrediğini fark ediyorum, gözleri çoktan arka masadaki gereksiz bir objeye tutunmuştu. O yalanlarının filtreme takılmadan bana geçmesini düşlüyordu.
Yalanlarının beni yok etmesini istiyordu.
Ama Bu yalanı her zaman tanırım, bu yalan en savunmasız olanıdır. Yalanların içerisindeki en zayıfıdır. Bazı yalanlar o kadar korkar ki yakalanmaktan, onların zihninin arka odalarında parmak uçlarında ilerlemesini izlerken bir sigara yakarım.
Bu yalandan onu nasıl kurtarabilirim?
Yalanın eğer vücudu olsaydı, tanrı şeytanla değil o varlıkla savaşırdı. Belki tanrı bile yenilirdi,

kandırılan herkes yenilmiştir zaten.  Tanrı bile olsa.

“konuşmayacak mısın?”
dedi.

tanrının bile yenilebileceği düşmanı,
sadece bir şey yok edebilirdi.

derin ve sonsuz bir “sessizlik.”