PARANOID

hiç kimse izlemiyormuş gibi yaşa, hiç kimse yokmuş gibi sev

senin-kayıp-parçaların

bakışlarını yakalıyorum bir gece yarısı,
soluk bir ışığın altında,
onlara yanlış yerde olduğunu anlatamıyorum,
çok sarhoş, bardağını boşaltıyorum.
artık kadrajı bulanık.
kendinde değil.
dudaklarını, yanlış adamların, kirli yataklarından
kazıyorum. bunu düşünürken bile irkiliyorum.
sanırım ucuzlaşmasından, rahatsızım.
sanırım , hala çok acı,  hayal kırıklığının tadı.
çünkü onları yalnızlık reyonun en pahalı ürünü sanırdım.
beklentilerimin boşa çıkma hastalığı, hala aynı.
saçlarını gökyüzünün en karanlık noktasında
bir buluta sarılmış,
ve birbirine dolanmış şekilde görüyorum,
binlerce insan tutuyorum bu karmaşıklığı çözmesi için,
çok zor,
ama hepsi bir örümcek ağındaymışçasına dolanıyorlar saçlarına,
hiçbirini çıkaramıyorum.
geride binlerce ceset var.
boynunu görüyorum, cehenneme ince bir köprü olmuş,
ona yapabileceğim hiç bişey yok.
tanrının ayak işlerini yapıyor.
oysa bu onun en büyük korkusuymuş.
uzaklaşmaya mecburum.
ve yalanlarınla karşılaşıyoruz,
her zaman evime gittiğim yolda, önümü kesiyor , bir sis perdesi gibi, hareketsiz.
kandırılmak en tatlı uyuşturucudur,
sende bilirsin.
yalanların yolumu kapatmış. geçemiyorum.
hiç bir zaman geçemeyeceğim oradan.
biliyorum.
ve sesin..
ince tınılı, yüreğimdeki mutlak monarşi sesin,
içimdeki kelebeklerin atmosferi sesin,
tanrıya “iyi iş çıkarmışsın” dediğim sesin,
kayıp ilanları verdiğim sesin,
ama şu an sesinin ölüm haberini görüyorum,
deliler için yayınlanan bir gazetenin reklam sayfasında.
propagandan yapılıyor.
ve korkuyorum, gözlerini bulamamaktan,
gözlerinden uzaklaşmak çok riskli,
yüreğimdeki birşey, bir his…  gözlerinle bağlantı koparsa içimdeki yaşam damarlarını kesebilir, fidye olarak gözlerini görmek isteyebilir.
önlem almalıyım,
gözlerini bulmalıyım,
sokaklara çıkıyorum, elimde fener,
dudaklarımda telaştan yakamadığım bir sigara,
sarhoşum yürüyemiyorum,
rüzgar saçlarıma asılıyor, her bir adımım intahar etme kararı almak gibi.
her bir adımım, gözlerine yeniden yenilmek için,
ama caddeler ıslak, hatta caddelerde gri bulutlar var,
gökyüzünde işleri bitmiş.
buradan bir okyanus geçmiş, şimdi bulutların neden geldiğini anlıyorum. buradan ölüm geçmiş.
gözlerini, göz yaşların boğmuş.
suni tenefüsler yapıyorum, şok cihazları bağlıyorum,
ağlıyorum, kurtaramıyorum
göz yaşların acımasızmış, görgü tanıkları böyle anlatıyor.
bana üzülme diyorlar.
aptallar.
hakkımızda hiçbirşey bilmiyorlar.
ellerin kaldı artık aramak isteyeceğim,
ama korkuyorum, parmaklarının koptuğundan,
yada sıcaklığının son bulduğundan,
yada parmak uçlarının, demir parmaklık olduğundan.
“kendine”
yere düşüyorum, umut çekip gidiyor ruhumdan,
“yeter artık” diye söylenerek.
sanırım asla parçalarını birleştiremeyeceğim,
seni sen yapan parçaların kayıplar ya da ölmüşler.
onları birleştirip, seni geri getiremeyeceğim.
hüzün tecavüz ediyor bütün hücrelerime,
zorla giriyor aklımın odalarına.
ölüm bile kurtaramaz artık hissizliğimi.
Sonra aklıma seni gördüğüm o gün geliyor,
o gün, benim için tanrının doğum günüydü.
o gün herşeye inanmaya başlamıştım.
başımı gökyüzüne kaldırıyorum,
orada hayallerimiz var,
mecburum,
tanrıya doğum günü hediyesi olarak, hayallerimizi veriyorum.
artık
sen
sadece
ona aitsin.