PARANOID

hiç kimse izlemiyormuş gibi yaşa, hiç kimse yokmuş gibi sev

yalın

Yalın

15 Nisan 2018

 

Beni, benden yalın bir şekilde kimse dinlemedi. Çünkü kendimi hiçbir zaman yalın bir şekilde anlatabileceğimi düşünmedim. Konuşmaya başlasaydım binlerce cümle kurmam gerekliydi. Yoksa hep yarım kalacaktım. Bunun için hep yorgun hissediyorum. En çok anlatmaya geldiği zaman sıra, yorgunluktan ölüyorum. Yarım kalan şeyler bir gün tamamlanmak için geldiğinde onları durduramam, bunu biliyorum. Bu sebepten kendimi hep bir cümleye, fazlaca soyut anlamlar yükleyerek anlatmayı seçtim. Sihirli dokunuşlar gibi olmalıydı, bir cümlenin üstünde sayfalarca ağır anlamlar yoksa değeri olmuyordu benim için, boş bir cümleydi. güçsüz bir cümle benim hayatımın sınırlarından geçemezdi. güçsüz ve sırtında anlam taşımayan cümleler için çok ağır rüzgarlara sahiptim. Okunduğunda tanımlanamayacak ama hissedilecek yazılar. Bu lisan benim gözlerimin lisanıydı, bu lisan benim ruhumun lisanıydı.

Bu yüzden yalınlığı bi kenara bıraktım. Yüzeyselliğe, içimin kapılarını kapattım.

Bir gün, bir gece… gözlerimin aynı şeyleri göstermekten sıkıldığı bir anda, farklı bir şey gördüm. Tanımlanamayacak bir şey. işte gördüğüm o şey bu yüzden beni temsil ediyordu. Bir hayalin yansımasında,bulanık. kirli bir su birikintisinde. saklanan şeyi gördüm. benden mi saklanıyordu yoksa kurtulmaya mı çalışıyordu, hala bunu merak ediyorum. Tek bildiğim, onu gördüğüm, hissettiğim ama dokunamadığımdı. Şimdi ona dokunmak benim elimde. onu kurtarabilmekte öyle. Ama kurtarılmayı istiyor mu?  Onu kurtarmamı istiyor mu?
Çünkü ben asla kurtulamayacak olan kusursuz bir kurtarıcıydım.

Uzun zamandır gözlerime güvenmiyordum. Çünkü gözlerim beni bir çok kez aldatmıştı. Bu yüzden gördüklerimin her zaman bir kaç filtreden geçmesi gerekmekteydi. İnsanın gözlerine güvenmemesini hayal edebilir misin? Gözler, yanılsama olabilir. Kötü bir insanı, sana iyi gösterebilir. Kötü bir manzarayı, sana farklı sunabilir. Gözler bazen hataları görmez, yapılan yanlışları görmez. İnsan ilk, gözlerine güvenmeli! Daha önemlisi ilk gözlerini test etmeli!
Artık gözlerime güveniyorum. Artık gözlerim doğruyu söylüyor. Artık gözlerimle barışıyorum. Ama ondan yıllar önce aldığım gözyaşlarını geri vermiyorum, şımarmasını istemiyorum.

Eskiden bir zaman dilimi vardı.
Hayatımı ikiye böldüğüm. İyi ve kötünün ayrımıyla yaşadığım. Çünkü sadece bu şekilde barış içindeydi benliğim. Çünkü ben iyinin ve kötünün ortadan ikiye ayırdığı, içinde bunu hisseden ve bununla yaşamak zorunda olan bir varlıktım. Hayatımda ikiye bölünmüştü ve birinin zamanı sabah, diğerinin karanlık çöktüğündeydi. Mesai değişimi yapıyorlardı. Gözlerim iki farklı vardiyada değişiyordu.

Bu kaosun tam ortasında derin, tek başınalık aşığı, ayrıntıyı gören bir yanım vardı. Güvensiz ve inanç duygusunu kendinden başka herşeye yitirmiş olan bu yanım İyi ve kötünün tam ortasında durup, ikisini de tam olarak sevemiyordu. Sevmeye çalışmıyordu. Dinlemeye çalışmıyordu. gözlemliyor ve yönetiyordu. ve bu yanım en güçlüsüydü, herşeyin odak noktasıydı. Herşeyi ve herkesi etkileyebilen,  bütün olayları ve hayatımı değiştirebilen yanımdı.

Sonra bir gün..

Tanrının hayatınla dalga geçebileceğini biliyor muydun? Ben söyleyeyim istersen. Evet. Buna “işte hayat böyle..” diyebilirsin. Bazen tanrı hayatına iner, yanına oturur ve bişeyleri değiştirir, aklında, kalbinde ve hayatında. Oturma odanda bir sigara içer ve sigara dumanları odanı terk etmeden hayatının akışı değişmiştir. Bunu canı sıkıldığı için yapar. bir süre buna inandım ve kendimi teslim ettim.
ve bu aşamadan sonra sistemimde büyük bir sorun oluştu, belki tanrı yüzünden. İyi ve kötü harmanlandılar.  Arasındaki büyük çizgiyi, arasındaki büyük gökyüzünü, arasındaki büyük okyanusu aştılar. Birbirine dokundu iyi ve kötü yanım. Bu olmasından korktuğum bir şeydi. Buna dayanabileceğimi sanmıyordum. İyi ve kötü tarafım birbirine geçtiğinde, güvenilmezliğim ve güvensizliğim hat safhaya ulaşacaktı. Sınırlarım olmayacak, kararsızlığım, isteksizliğim ve yaptığım hiçbişeyden zevk alamayacak duruma düşebilecektim. Belki anlık olarak yaşayacak, hissizleşicektim. Bu gerçekleşti. Derin bir kuyuya atılmış gibiydim ve düşerken sadece duvarlardaki taşlara bakıyor, parmak uçlarımla dokunuyor ve buna sadece gülümsüyordum çünkü ilk defa kendimi bile umursamıyordum.

ama yere bir türlü düşemiyordum.

Yere düşseydim eğer o sarsıntı beni kendime getirebilecekti. Uyanmamı sağlayacaktı.

Ama ben, sadece düşüyordum.

Derinsen eğer, karmaşıklığa gebesindir. Derinliğin ne kadar büyükse o kadar çok şeyi kontrol altında tutmak zorundasın. Beynini,kalbini ve tutkularını, tutuklamalısın. Dize getirmelisin.
Bu kontrolden çıktığında, akıntının emrindesindir akıntının peşinden gidersin…
Fırtınanın fikrini sormadığı yerlere götürdüğü bir rüzgarsındır ya da sanki bir örümcek ağındasındır ve her hareketinde biraz daha savunmasızlaşırsın. Her hareketinde örümceğin ağı biraz daha bulaşır eline, koluna. Her hareketinde örümceğin ağı seni biraz daha yakalar ve sen en sonunda bunu yapmayı bırakırsın ve korkuyla örümceği beklersin. Teslim olmuşsundur. Örümceğin gelmesini ve seni yok etmesini beklersin.

Ama o örümcek sensindir.
ve
hiç gelmeyeceksindir.

Bende hiç gelmedim,
kaçtım o örümceğin ağlarından,
ormanın derinliklerinde deli gibi koşuyorum.
ayaklarım kaymıyor ve ağaçların dalları tarafından durdurulamıyorum
ormanı bitirdiğimde içimdeki gezegene düştüm,
nefes alabiliyorum ve tek başınalık canımı yakmıyor.
bütün galaksiye şiir okuyorum!
o kadar çok koştum ki artık parmak uçlarımdan bir denize atlamalıydım,
derinlik, keşfetmeme engel olamadı.
su soğuk olsa bile üşümek eskisi kadar keskin değil.
Rüyalarıma ulaştım, korkularıma ulaştım , şehirler değiştirdim,
bilinçaltlarında partiler yaptım!
ve her şey bitti,
her şey, geçmişte kalmaya ant içti.
bu sözlerine güvendim,
ve yazdım.