PARANOID

hiç kimse izlemiyormuş gibi yaşa, hiç kimse yokmuş gibi sev

sogukveuzak

Soğuk ve Uzak

16 Ocak 2018

“acaba beni düşünen biri var mı?
diye düşünerek aklımı kaybetmek üzereyim, şu an hayatımın en önemli sorusu bu.  Çok kötüyüm. Çünkü bulutların ve gökyüzünün rengini unutalı yıllar olmuş gibi hissediyorum. Kaybolmuş gibiyim, bilerek kaybedilmiş ve uzaklaştırılmış. Bundan kurtulamıyorum, zihnimin sınırları köreliyor.  O kadar zor ki, kim bilir belki şu an çalılıklarda uzanmak için bile bir parmağımı kesebilirim, bir bardak bira için belkide bütün elimi. Eski arkadaşlarımla bir saatlik sohbet için, cennetten bile vazgeçebilirim.  Herşeyden biraz istiyorum. Sanki çok istediğimde, olmayacakmış gibi geliyor. Özgürlüğümü kaybettiğim dar ve kirli sokak gibi bu hapishane.
çoktan gitti özgürlük.
beni burada bırakıp. demir kapıyı vurup, çıktı gitti.
“Acaba beni düşünen biri var mı?”
dışarıda bir yerlerde, birilerinin aklına geliyor muyum? Yardım ettiğim, güzel bir söz söylediğim bir insanın aklına geliyor muyum? bilmiyorum. Nasıl olduğumu soruyorlar mı birbirlerine? Hakkımda konuşuyorlar mı? masumluğumdan bahsediyorlar mı? Bunu bilmiyorum.
Bir kişi dışında. bir insan dışında. sadece ondan eminim.  Ama diğerleri?
işte benim için en acı bilinmezlik. bu.
Burada kendime yapacağım en büyük kötülük düşünmek. ve ben bunu yapmadan duramıyorum. her düşünce aklımın için gizliden yaklaşıp, boğazımı kesmeye çalışan bir şeytan oluyor. ve bu şeytan görebileceğin en sinsi şeytan. onu hissedemiyorsun. Yüreğin kaskatı kesiliyor, boyası dökülmüş mavi bir duvara gözlerin dalmış bi şekilde buluyorsun kendini. Anılarımı teker teker kaybediyorum. sanki dışarıda olan bütün anılarım bu duvarların dışında ve onlara dokunamıyorum. Bu duvarların birde soyut yanı var. ve ben en çok o yanından korkuyorum bu duvarların. bir gün eskisi gibi olamayacağım düşüncesi, rakibi olmayan bir şeytan buradaki.
en son ne zaman gülümsediğimi bile hatırlamıyorum. En son elini tuttuğum kadının aklına gelip gelmediğimi de. ne kötü değil mi?  ağlamadan içimi dışıma dökemiyorum. Gözyaşlarımı silmek bile utanç verici gelmiyor artık.
duvarlar o kadar sessiz ki, onlara karşı bile otoritemi kaybettim. artık beni dinlemediklerini düşünüyorum. hiç cevap vermeyişlerinde, serzeniş seziyorum. Onlarla bir şey daha paylaşmaya utanıyorum. Bu yüzden beni en iyi anlayabilecek kişiye, ruhuma girip beni anlayabilmesi için izin veriyorum.
Hayal yetim, sıradanlaşıyor her geçen saniye. Hayallerimde kullanmak üzere o kadar az renge sahibim ki. bir gökkuşağını bile düşünürken bir kaç renkten fazlasını hayal edemiyorum. Gitmek istediğim bir şehiri gözümde canlandıramıyorum. En sevdiğim şarkının introsundaki piyano notaları kulaklarımda canlanmıyor bile. o kadının kokusunu her düşündüğümde bu odaya sinmiş o tiksinç koku herşeyi mahfediyor. duvarları yumruklamak istiyorum ama ellerim çoktan paramparça oldular bile.
Rüya görmeyi, hiç uyumamaya tercih ederim. Göz kapaklarım çürüyene kadar uyumamak bile daha zor gelmez. Çünkü rüyalardan nefret eder hale geldim. Benimle dalga geçiyorlar. Rüya ve umut sımsıkı arkadaş ve arkamdan iş çeviriyorlar. Eğer güzel bir rüya görürsem, ertesi günüm tamamen ızdırap içinde geçiyor. Uyandığımda gördüğüm tek şey tutsaklık ve buna alışmaktan başka çarem yok. Burada alışmak ya da delirmek var. Bu yüzden güzel rüya görmemek için dua ederek uyuyorum. Çünkü yaşadığım zindanın gerçekliği, herşeyden daha keskin.
Dışarıdaki hayatımın sıkıntılarıyla dalga geçerek eğleniyorum bazen. Beni üzen, beni hayattan koparan, beni depresyona sokan ve beni düşündüren herşeyin basitliğine gülüyorum. Tanrıya dua ediyorum, sonra bir bakıyorum ki o kulaklığını takıyor. yada şu an yeni arabasını bir hırsızın çalmaması için dua eden bir adamı dinliyor.  ya da ileride yapmayacağı iş için sınava giren bi genç kızın dualarını kabul ediyor. Ona fırsat sunacaktır belki birazdan.
ama kesinlikle, beni görmüyor. çünkü benim masumluğumu es geçti.
Acı çekiyorum, acıyı yavaş yavaş elimden herşeyin haksızca alındığı gerçeğiyle çekiyorum.
Beni ben yapan değerler, burada kaldığım her gün birer birer gidiyor. Çünkü buraya giren herşey, hiçliğe dönüşüyor. Ruhumdaki iyilik kırıntıları dahil.
Üzdüğüm insanları hatırlıyorum bazen, aklımda zar zor tuttuğum bazı hatıralarda yaptığım davranışları gözden geçirmek için çok zamanım var. Önce en ince ayrıntısına kadar düşünüp, sonra kendime kızıp  “Neden öyle bi’şey yaptım ki?” sonra “keşke özür dilemek için bir fırsatım olabilseydi” diyip, sırtımı diğer duvara dönüp farklı bir anıyı hatırlamaya çalışarak günlerimi geçiriyorum. Ruhumu birbirine bağlayan mutluluk şimdi ellerini kaybetmiş bir terzi gibi.
Yarın, zamanın anlamı olmadığı bir şekilde uyanacağım. kim bilir bunu okuyanlar yarına nasıl başlayacak, nasıl bir hissizlik, nasıl bir koşuşturmaca, nasıl bir farkındalık yoksunu olarak uyanacaklar. Belki sevdiği insana sevdiklerini bile söyleyemeyecek, güzel bir manzaranın tadını çıkarmak için bile durmayacaklar. Bir sokak kedisinin başını okşamayacaklar, koşacaklar planlarının peşine. Mutluluğu arayacaklar çaresizce.
Keşke onlara, özgürlüğe sahip olmanın değerini gösterebilseydim. keşke özgür olduğu sürece insanın, gülümseyebileceğini gösterebilseydim. Keşke Özgürlüğün, bu hayattaki en önemli şey olduğunu, anlatabilseydim.
çünkü benim özgürlüğümü, hiçbişey yapmadığım halde,
söküp aldılar benden.
çünkü benim özgürlüğümü çaldılar.
çünkü beni,
yok etmeye çalışıyorlar. . ”

.

.

.
onu , unutmayın.
Belki şu an yaşamıyor sizin için ama,
hala nefes alıyor.
orada.
sizden uzakta

  • Gökhan Aysal

    Gerçekliğin tüm samimiyetinin dile gelmiş hali olmuş. Esaret bu kadar iyi anlatılamaz.