PARANOID

hiç kimse izlemiyormuş gibi yaşa, hiç kimse yokmuş gibi sev

C1o4JvOXEAExOGg

Ortasında ve Kayıp

20 Eylül 2017

İzmaritlerden oluşturduğum bir tahtım var, Hayal kırıkları ceplerimden fışkırıyor. Güçsüz bir rüzgar saçlarımı terbiye ettiğini sanıyor. Özgürlüğün parmak uçlarında dans ediyor bakışlarım, hücrelerim. Gülmekteyim ama bunu fark edemiyorum. Her yanımı ilham meleği sarmış, telaşlı bir şekilde sararmış kağıtlar bırakıyorlar önüme. Ucuz ve berbat bir bardayım.
ama iyi müzik çalıyor, müzik kulaklarımdan akıp alacağım kararları etkilemek için ruhuma dokunuyor, ruhuma hayat güzel diyor. Hayat diyor önümdeki insan, garip diyor. Sonrasında Yazar sensin, biraz sen konuş diyor. Susuyor, hiçbir şey bilmiyor. Bilmemenin küstahlığını taşıyor. Kim olduğumu, ne yazdığımı ve ne düşündüğümü. Sorularla doluyum bu yüzden sorunlarla yaşıyorum. Zorluğu aşıyorum bu yüzden zorunluluklar peşimi bırakmıyor. Karanlığım.. bu yüzden gizemli bir krallığım. Taşıdığım yalnızlık dudaklarıma ağır geliyor. Dudaklarım, sigara istiyor ama Bir bira daha? Diyor garson. Bir ara olur diyorum. Çok yabancı bir kadının, çok tanıdık parfüm kokusu tarafından tüylerim ürperiyor. Ruhuma bu gece yalnızlık, anarşistliğin kutsal dokusunu çiziyor. Başımı sokağa çeviriyorum, orada bir arada duran sokak köpekleri var. Bir sokak köpeği uyuyor… başka bir sokak köpeği, sokağı izliyor. Birbirlerine kaçamak bakışlar atıyorlar. Gözleri siyah, tüm bu karmaşada hiç fark etmediğim bir ayrıntı o. Adını sokaktan alan köpeklerin üstünde, güneşin veda edişi bulutlara yansıyor. Rüzgar bulutları bilinmezliğe sürüklüyor ama bulutlar hiç anlayamayacağım bi’şey ima ediyor gibi. Bulutların arasından süzülen güvercin, kanatlarını müziğin ritmine göre çarpıyor sanki, Göz kapaklarımın üstünde bir ağırlık varmışçasına karanlık istiyor gözlerim. Çünkü Gözlerimin daldığı her yerde bir hayalim ve bir anım saklanmış gibi. Baktığım her nesne şifreli. Her’şey kodlanmış. Her’şey kilitlenmiş ve herşey susturulmuş gibi. Sanki bu güne dek gördüğüm şeylere artık sadece bakıyorum.
Sigaram küllükte kendi kendine sönüyor.
Derine inmek ve dibe düşmek arasındaki ince çizgi, seni delirtmek için deliriyor! Tarafını seçene kadar düşenlerden olacaksın.
Derine indiğimden beri, gökyüzü daha yakın.
Aslında bunu bildiğimden beri, omuzlarım daha ağır.
Bir adam anlamıyor, çünkü bir kadın ağlıyor. Güneş doğuyor ama anlamlı gelmiyor. Herkes konuşuyor ama kimse bi’şey söylemiyor. Bu uğultunun içinde bir yerlerde olmalıyım. Tanrı kayıp ilanımı veriyor. İlk olarak aklımın caddelerine asıyor. Tanınmamak için bir pelerin giymeli orada. Biliyor ki tehlikeli sularda. Bense Tanrıyı her şeye konuk ediyorum. En iyi okurum o benim. Kalbimin ateşe verdiğim odalarında, eminim yazdıklarımı okuyordur şu an. Ama o kötü bir mimar, bunu sürekli yüzüne vuruyorum. Yüzüme dokunup gidiyor hafif bir esinti ve naif bir düşünce yerleşiyor aklımın odalarına, zihnime. Omuzlarıma uçurumlar bırakıp, kalbime cehennem inşa ediyor bu düşünce sonradan. İnandığım herkes ve her şey tarafından yüz üstü bırakıldığımı hatırlıyorum.. bir gün.. ve sonra kendi doğrularımın üstünde sırt üstü yattığımı, her doğan güneşle, onlara hatırlatıyorum. Gülümsemek üzereyken, sessizlik isteği öldürüyor tüm hislerimi.
Ölüm, içimdeki en sevimli uyuşturucu. Daha kötülerini görmelisin. Çünkü ölüm, hissizlik ve “keşke” hissinin yanından geçemez. Umarım hataların değildir, yalnızlığının mimarı.
“İçten güldür beni” diyecek konuşabilse yüz hatlarım, bir kereliğine..
Yüz hatlarıma sıkıca tutunduğun halatları bırakıyorsun, ellerin acımış gibi.. Karanlığa öyle bir bakıyorsun ki, sanki binlerce kez tanışmış gibi. Öylesine mimiksiz üzülüyorsun ki, sanki buna çok önceden alışmış gibi.
Ama bir eskizsin,
Eksikliğin kusursuz.
Bu geceliğine gözlerimin arkasında konuşlan çünkü orada daha anlamlı konuşmak. Bazen bir boşluktur saatlerce konuşmak, bazense bir yokluğu en ince ayrıntısına kadar konuşmak. Bazen her şeyin boşuna olduğu gerçeğiyle uyumak, Bazen sadece ama sadece bir sigara yakıp, alışmak. Keskinliğini tartışamam işte bunun.
Binlerce yıllık şaraplar bile ağzımı açamaz.
Anlaşılabilir olmak, kelimeler bunu mümkün kılabilir mi? Şiirler.. Anlaşılmakla en güzel onlar dalga geçer.
Tüm bu karmaşanın ortasındayım, tüm bu frekansın, tüm bu sahteliğin, tüm bu cehennemin, tüm bu galaksinin.
Kayıp parçasıyım. Ortasında ve kayıp.
Kadrajının küçük geldiği bir manzarayım. Anlaşılmazlığım bu yüzden.
Gözlerimin dolması, hep kaçıracağın utangaç yağmurlarım,
Kirpiklerim, Gün batımım,
Dudaklarımdan firar eden gri dumanlar, o manzaradaki bulutlarım,
Gözlerimse, siyah ve uçsuz gökyüzü,
Sıraat köprünse, köprücük kemiğim olacak… düşersen aşağıda kalbimin yakalayacağı,
Seni düşüncelerle yalnız bırakacak bu manzaranın alacakaranlığı
ve
Seni düştüğün yanlış çukurlarda bırakacak o kadrajın.

Hissizliğin gurur duyulduğu hiçliğe hoşgeldim.
Ürkekliğim tamamen benliğimden,
Dudaklarımdaki titreme, yapraklarımı döküşümün resitali. Bunu her yaptığımda bir yaprağım düşüyor. Artık biliyorsunuz.
Gözlerimi her kırptığımda zamanı ortadan ikiye yarıyorum.
ve benimle kalıyor, sigara dumanları, derin bi düşünce ve sarhoşluk.
Bu his, benim en sisli sevgilim. Bu sisi alt edecek kadar güçlü değil görme yetim.
Sonra,
Gözlerimdeki perde yere düşüyor. Seyirciler terk ediyor aklımın içini.
Gözlerimi açıyorum.
Garson ince ve ürkek adımlarıyla karanlık adam’a yaklaşıyor.
“Kapatıyoruz Efendim” diyor.
Gülümsüyorum ve gözlerimi iyice açıyorum.
Biram bitmiş, yalnız kalmışım, ellerim üşümüş ve sigaram çoktan sönmüş.
Gözlerim o kadar uzun süre dalmış ki gece siyahla kutsamış sokağı,
sokak köpekleri gitmiş,
kalkıyorum masadan,
yeni bir ulaşılmazlığa, yeni bir yalnızlığa ve yeni bir ütopyaya.
gözlerimi açıyorum.
tüm gerçek hislerimle.

Tüm gerçek hislerimle..